18 Ekim 2020 Pazar

Malcolm X - Recep Şentürk | Kitap Yorumu

 

  Malcolm X'i özellikle KPSS çalıştığım zamanlarda tarih hocasının onun hayatını anlatan filmleri izlemenizi tavsiye ederim demesiyle iyice merak etmeye başlamıştım. Ben önce hayatını kitaplardan öğrenmeyi tercih ettim tabiki. Bazı insanların hayatının yanında filmler solda sıfır kalır ya işte böyle bir adamın hikayesiydi gerçekten de. Bir insan en dibi gördüğü he türlü kötü işi yaptığı gençlik döneminden sonra araştırıp kurcalayarak gerçek İslam'la tanışıyor ve şehit olarak ölüyor. Nereden nereye? Üstelik bence en önemlisi Ehli Sünnet inancına uymayan dini yanlış kullanan tehlikeli bir topluluğu 10 yıl sonra terk edebilecek, gerçek İslam'ı araştıracak kadar akıllı ve cesur bir kişilik. Kitap Malcolm X'in hayatını dört döneme bölerek çok güzel bir şekilde ele almış. Bu çalkantılı hayatı çok anlaşılır bir dille anlatıyor. Malcolm X şunu neden yaptı, onu buna yapmaya iten neydi? O sırada ailesi ve çevresi buna ne dedi? Amerika'nın o dönem içinde bulunduğu koyu ırkçılığı çok güzel anlatıyor. Bu ırkçılık nasıl başladı, nasıl alevlendi, günümüze kadar nasıl geldi? Hepsini anlatıyor size. Şaka gibi ama şu an hala Amerika'da ırkçılık karşıtı olaylar yaşanıyor, değişen bir şey yok. Bunu değiştirmek için adım atan etkili liderleri de öldürmekten geri kalmamışlar: Malcolm X gibi. Malcolm X, küçük yaşından ititbaren siyahi bir insan olarak bu duruma karşıydı. Daha sonra siyahilerin hakkını savunmaya çalıştı ama ırkçılığa başka bir ırkçılığı savunarak. Ne zaman ki müslüman oldu, işte o zaman olayın aslında siyah beyaz demeden tüm insanların hakkını savunmak olduğunu anladı. Tabi büyük kitleleri etkileyince bir suikaste kurban giderek şehit edildi. Çok önemli bir hayat hikayesi. Hayatını öğrenerek aynı zamanda bir dönemin siyasi ve tarihi olaylarına da vakıf oluyorsunuz. Dünü anlayarak bugünü ve geleceği anlamdırmaya başlıyorsunuz. Çağa iz bırakan bu adamın bir şekilde biyografisinin okunması gerektiğini düşünüyorum.

9 Ekim 2020 Cuma

It's Okay to Not Be Okay Dizi Yorumu


 Herkese Merhaba!
 Ah ben bu diziyi izler izlemez yorum yazacaktım uzun uzun. Üşengeçliğim saolsun yazamadım. Sonra da taşınma olayları falan derken kaldı öyle. Ve hala çok üşeniyorum ama nedense yazmasam da aklım kalıyor. Bu yüzden uzun bir destan yazmak yerine şuna karar verdim. Yorumum baştan aşağı spoilerlı olacak. Altını çizerek tekrar söylüyorum bu yorum sadece diziyi izleyenler için ki zaten çoğunuz çoktan izlemiştir. O yüzden içim rahat. 

Hadi başlayalım!

2 Eylül 2020 Çarşamba

Genç Hoca Hanım Olmak | Nasıl Bir His?

  Herkese Merhaba,

  Bugün blogda sanki diğer serileri çok devam ettirmişim gibi yeni bir yazı serisi başlatıyorum: "Nasıl Bir His?" serimiz hayırlı olsun. Yazının ilk konusu ise benim de henüz 1 haftadır deneyimlediğim bir his: Yeni atanmış genç öğretmen olma durumunu.

  Şimdi ilk önce ifşa olmamak adına nereye atandığımı söylemeyeceğim ki zaten beni İnstagram'dan takip edenler hikayede paylaştığımda görmüşlerdir. Kısaca şunu söyleyeyim. Yaşadığım yer olan İstanbul'a çok yakın bir yere ama sonuç olarak ilimin dışına atandım. İlk başta evrakları tamamlama, imzaları atma, ev tutma falan derken baktım ki şaka maka değil cidden yol almış gidiyorum. İş ciddiye binip hayal perdesi aralanınca beni bir endişe aldı: Benim ruhum hala öğrenci, ben hala büyümedim ki ne yapacağım? Nasıl olacak? Eyvahlar olsun!

30 Ağustos 2020 Pazar

Blogum 5 Yaşında!

  Selam arkadaşlar,

  5. yıl yazısını malesef biraz gecikmeli yazıyorum ama en azından blog açtığım ilk ay olan Ağustos'u ucundan da olsa yakalayayım dedim. Burada olmadığım süreçte neler yaşadım neler. Hepsini size anlatmak istiyorum ama şu an 5.senemiz mevzu bahis. Beş sene geçmiş ben bu blogu kuralı. Vay be! O kadar oldu mu?

  Şöyle bir gözümün önünden geçiriyorum bu beş senelik zarfı. İlk başladığım zaman üniversite sınavından yeni çıkmış, kararsız, yolunu bilmeyen,çok toy ve endişeli bir kızdım. Şimdi her şey değişti. Artık üniversiteden mezun olmuş, atanmış, ev tutmuş, öğretmenliğe başlamış biriyim. Endişeli olmam hala aynı sanırım o kronik bir his bende. O zamandan bu zamana sadece sıfatlarım değil, kendim de değiştim. Beş sene önceki ben, şimdiki ben asla değil. Dolayısıyla yazılarıma da yansıdı bu durum. İlk yazdığım yazılarım bana çok ergen ve varoş geliyor. Okurken utanıyorum kendimden bazen ama silemiyorum da bazılarını. Kimken kim olduğumu görmek kısacası büyüdüğümü görmek de bir anlamda hoşuma gidiyor.

 Sizlerle zaman geçtikçe daha fazla bağ kurdum bu blogda. Bazen öyle samimi yorumlar veya mesajlar bırakıyorsunuz ki " Ben bunu hak ediyor muyum gerçekten?" diye düşünüyorum. Bazen yazılarımın sizleri duygulandırdığını hatta " "Okuyunca ağladım." diyenleri görüyorum mesela. Demek ki diyorum ben yazdıklarımla insanların içlerine dokunabiliyorum. İnanamıyorum da bazen içimden birkaç kez tekrar ediyorum bu cümleyi. Bu o kadar değişik bir his ki size anlatamam. 

  Bazen de o kadar şaşırıyorum ki ya diyorum harflerden oluşup biraraya gelmiş bir yazı kümesi nasıl böyle bir bağ kurduruyor sizinle benim aramda. Ve size beş sene sonra bir şey itiraf edeyim mi? Çok az kişinin bloguma uğradığı zamanlar " Kimse beni okumasa da kendim için yazıyorum ben." dediğim bir yalanmış. Ama sadece size değil kendime de söylediğim bir yalandı. Çünkü herkes bilinmek ister. Ben de buradayım, görün ve bilin beni, demek ister. İçimizden gelen çok insani bir his. Ve sizlere beni gördüğünüz için, tabiri caizse sesimi duyduğunuz, bana kulak verdiğiniz için, bazen en mutsuz anımda güzel yorumlarınızla beni gülümsettiğiniz için çok teşekkür ederim. 

  Ve yolu  bu bloga düşmüş herkesten bana hakkını helal etmesini istiyorum. Ne hakkı demeyin. Olmaz olur mu? Öyle ya da böyle zamanınızı veriyorsunuz buraya ki benim yazılarımın uzunluğunu da düşünürsek. Ya da belki bir yazımda yaranızı kanatmışımdır, bilmeden bir konuda ahkam kesmişimdir ya da başka bir şey. Hatta bazen kendi mutsuzluğumu yazılarımla size de bulaştırmış olabilirim. Diyeceğim o ki tüm bunlar aramızda hak kavramını doğuruyor. Siz bana " Hakkımı helal ettim." diyin.

  Sizi görmesem de seviyorum! Eksik olmayın!

  15.senelerimiz de olur inşallah!

  Sevgilerimle...

4 Ağustos 2020 Salı

Gardrops Hesabı Açtım





Herkese Merhaba,
Bu kez size bir duyuru yapmaya karar verdim. Malum eve kapandığımız dönemlerde online alışveriş yapmak çok revaçtaydı. Ancak elbette bunun bir yan etkisi oldu. Ben de Trendyol gibi sitelerde geze geze normalde ihtiyacım olmamasına rağmen indirime girmiş diye bir ürün aldım. Hayır yani senin neyine onu almak?? Aldıktan sonra da kullanmadım da ve kendime boş yere para harcadığım için çok sinirlendim. Arkadaşlarıma sordum alan olmadı. Sonra dedim ki ben bunu niye satmıyorum? 
 Uygulamaları araştırdım ve en uygun olanının Gardrops olduğu kanaatine vardım.  Sonra bir dakika ben niye kitaplarımı da satmıyorum ki dedim. Bazı kitaplarım var ki severek okudum ama sonra açar bazı yerleri tekrar okurum sanmama rağmen bir daha elimi sürmedim. Bir okuduğumu tekrar okuduğum çok nadir kitaplar var. Rafta süs diye bekletmenin de bir anlamı da yok. Güncel fiyatlarından daha düşük fiyatlara satışa çıkardım. Artık kimin nasibiyse.. İşte her şey böyle başladı. Zaman geçtikçe başka şeyler de yüklemeyi düşünüyorum. Takipte kalmanızda fayda olabilir. Uygulamayı da herkese öneririm. Orjinal ürünleri bir iki kez kullanan insanlar yarı fiyatına satışa çıkarabiliyor. Şu an evde neyi kullanmıyorsam ufak ufak Gardrops'a yüklemeye başladım. Hemen sayfamı aşağıya bırakıyorum: Bakmanızda fayda olabilir.




10 Temmuz 2020 Cuma

Twogether : Lee Seung Gi ve Jasper Liu Yolda | Yorum


  Herkese Merhaba,
  Bugün çok severek izlediğim eğlenceli bir gezi programı olan Twogether'den bahsedeceğim. Programın İnstagram'da keşfette fotoğrafını görüp " Aman bir de bunu mu izleyeceğim." diyerek es geçmiştim. Sonra iki yerde de yorumunu da görünce "Hadi başlayayım, zaten sekiz bölümcük bir şeymiş."diyerek açtım ilk bölümü. Açış o açış, müptelası oldum. Bayıldım ! Kendimi programa o kadar kaptırmışımki rüyamda ben de onlarla geziyordum. Rüyama bile girdiyse bu iş bitmiştir, bilinçaltıma kadar işlemiş. Açıkçası Twogether'da yüksek bir beklentim yoktu. Zaten ne zaman bir şeyden yüksek bir beklentim olmasa nedense çok beğendiğimi fark ediyorum. 

5 Temmuz 2020 Pazar

Go Back Couple Dizi Yorumu


  Herkese Merhaba,
  Bugün sizlere 2017 yılında yayınlanan ancak benim izlemeyi sürekli ertelediğim için geç izlediğim Go Back Couple'dan bahsedeceğim. Neden bu kadar geç izlediğime gelirsek ben eski dizilere karşı biraz önyargılı oluyorum. Bir de mesela tam izleyeceğim diyelim o sıralar çok önemli bir senaristin ya da oyuncunun dizisi çıkıyor. Önce şunu bir izleyeyim de bunu sonra izlerim diye diye anca şu an izleyebildim. Dizinin 12 bölüm olması da beni diziye çeken başka bir unsurdu. Çünkü çok daha kısa sürede izlenecek bir şeyler istiyordum.
  Sıkı K-drama izleyicileri bilirler ki 2016-2017 yıllarında K-drama en parlak, en zirve dönemini yaşıyordu. Çoğumuzun en sevdiği K-dramalar bu yıllar arasında çıkanlardandır. Şimdi prodüksiyonlar daha büyüdü, harcanan paralar daha da arttı ama yıl içerisinde üç beş tane çok iyi dizi çıkar oldu. Ay şu an kendimi " Nerede o eski bayramlar." diyen yaşlılar gibi hissettim. Neyse biz diziye dönelim.