Kitap Önerisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Önerisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2025 Pazartesi

Sarı Yüz- R.F. Kuang Kitap Yorumu


Uzun zaman sonra bu blogda bir kitap yorumu görüyorsunuz. Çünkü genelde dizi yorumu yazarım ama bu kitabın yorumunu da blogda olması gerektiğini düşündüm.

June, üstün başarılı genç bir yazar olan arkadaşı Athena'nın öldükten sonra taslak kitabını çalıp kendi çıkarıyor. Böylece kendi yazarlık kariyerinde arkadaşının aksine asla elde edemediği bir yükseliş yakalıyor. Kitap boyunca bu sahte başarının arkasındaki sır perdesi ortaya çıkacak mı çıkmayacak mı diye kendinizi merakla kitabı okurken buluyorsunuz. June bir anti karakter ve okuyucuya anlattığı çoğu şey manipülasyon içeriyor. Bir okuyucu olarak June'un kendini aklamak için ortaya tezler savurduğunu bile bile manipüle oldum. Athena'nın kitabından intihal yaptığı ortaya gerçekten çıkmasın istedim. Mesela kitap boyunca yakalanmasına ramak kala anlar yaşanıyordu ve ben her seferinde hadi bundan da yırt bir şekilde diye düşünürken buluyordum kendimi. Ya arkadaşlar ben şuna bile ikna oldum: "June Athena'nın kitabına el atmasa bu kadar güzel bir roman olmazdı. Daha mükemmel hale getiren oydu zaten, onun da kitapta emeği var." Böyle de güzel manipüle oldum ve kitabın benim düşüncelerimi "Vay hırsız"dan "ama o da emek verdi"ye getirmesi aslında anlatmaya çalıştığı akışkan gerçeklik kavramına tam uyuyordu. 

15 Mayıs 2022 Pazar

Prokrastıneyşın Kitap Yorumu


  Çok uzun zamandır bu blogda bir kitap yorumu yazmıyordum. Açıkçası gerek görmüyordum ama bu kitabın blogda özel bir yazısı olması gerektiğini düşündüm. Sadece kitap yorumu olarak da değil biraz kendi savsaklama sürecimden de bahsetmek istiyorum. Zaten kendimi bildim bileli bende olan ancak yüksek lisans belasına bulaştığımdan beri hat safhaya ulaşan erteleme alışkanlığıma artık bir dur demek istedim.
   Yazar prokrastıneyşını kitabın kapağında çok güzel tanımlamış: Başlanıp bitirilmesi gereken işleri inatla erteleme, savsaklama ve oturup çalışmak yerine ıvır zıvır şeylerle oyalanma alışkanlığı. Mükemmel bir tanım. Çok kötü bir şey bu. Hatta bana soracak olursanız bırakın alışkanlığı hastalık bu resmen ve bu hastalık ruhunuza pençe atıp bırakmıyor.
  Önceden bu özelliğimle övünürdüm bir de. Sınavlara son gün çalışır, hatta bırakın son günü son saatler çalışırdım. Örneğin okula gideceğim sınava, otobüste çalışmak için bir A4 kağıdını hazırlar, hiçbir şey bilmiyorum korkusundan o kağıdı yalar yutardım. Ve sınavdan da yüksek alırdım. Biraz hafızam güçlüdür zaten. Sonrada "Ya ben mecbur hissetmeden ders çalışamıyorum, olmuyor." der çok matah bir şey yapmışım gibi bu özelliğimle övünürdüm. Halbuki ne var bolca zamanın varken çalışsan da son dakikaya bıraktığın için sinir stres topuna dönüşmesen. Bünyeye gereksiz bir stres yüklüyorum, ruh ve beden sağlığımla oynuyorum ve sonra bu özelliğimle övünüyorum. O zamanlar bu huyum yine de kontrol edilebilir bir boyuttaydı. Şu an kontrol edilemez bir boyuta ulaşmış gibi hissetmeye başladım.
Tamam diyorum bu sefer çalışacağım, şu saat olsun oturacağım, şu bayram da bir geçsin, o da olsun bu da olsun derken öyle bir tembellik sardı ki bünyeyi elimde telefon saçma sapan şeylerle vakit geçiriyorum. Oturmuş bir saat kaydıra kaydıra reels izliyorum. Saçma şeylerle oyalanıyorum. Tüm saçmalıklara vakit var ama sorumluluklarıma yok. Şu an öyle bir duruma gelmiş durumdayım ki akşam size yollarım dediğim word dosyasını 1.5 aydır hocama yollamadım. Mutlu muyum peki? Hiç mutlu değilim. Hani bari işten kaytardığım için rahat ve özgür hissetsem. O da yok. Sürekli bir vicdan azabı içindeyim. İşin başına oturmaya korkuyorum, oturmasam da mutsuz oluyorum. Böylesine sinir bozucu bir kısır döngü.
  Bu kitabı belki bir çare olur. İki üç cümle görürüm nevrim döner de terk ederim bu savsaklama huyumu diye başladım ama yine olmadı. Bu kitabın suçu değil bu arada. Bu tamamen benim sorunum. Kitapta zaten sizin içinizden gelmedikten sonra bu kitap size hiçbir şey yaptıramaz minvalinde bir cümle var. Çok doğru. Her şey içimizde bitiyor. Kitabı önerir miyim? Evet kesinlikle öneririm. Okunması gereken bir kitap. Normalde ben kitaplarımın altını çizmem ama bunu çizmeden edemedim. Özellikle lisanüstü eğitimde olan arkadaşlarıma öneririm. Çünkü kitap da sık sık bunun tez makale yazmayı ertelemek üzerinden örnekler veriyor. Çok önemli noktalara değinmiş. Okurken adam resmen benim halimi, düşünce yapımı anlatıyor dedim. Anlaşıldığımı hissettim, buna benzer süreçlerden geçen çok fazla insan olduğunu, yalnız olmadığımı,..Neler yapmam gerektiğini, meseleyi ne yönden ele almam gerektiğini, yanlış düşünce kalıplarını, kendimizi nasıl kandırdığımızı bu kitapta okudum. Çok ince ama çok etkili bir kitap bence.

18 Ekim 2020 Pazar

Malcolm X - Recep Şentürk | Kitap Yorumu

 

  Malcolm X'i özellikle KPSS çalıştığım zamanlarda tarih hocasının onun hayatını anlatan filmleri izlemenizi tavsiye ederim demesiyle iyice merak etmeye başlamıştım. Ben önce hayatını kitaplardan öğrenmeyi tercih ettim tabiki. Bazı insanların hayatının yanında filmler solda sıfır kalır ya işte böyle bir adamın hikayesiydi gerçekten de. Bir insan en dibi gördüğü he türlü kötü işi yaptığı gençlik döneminden sonra araştırıp kurcalayarak gerçek İslam'la tanışıyor ve şehit olarak ölüyor. Nereden nereye? Üstelik bence en önemlisi Ehli Sünnet inancına uymayan dini yanlış kullanan tehlikeli bir topluluğu 10 yıl sonra terk edebilecek, gerçek İslam'ı araştıracak kadar akıllı ve cesur bir kişilik. Kitap Malcolm X'in hayatını dört döneme bölerek çok güzel bir şekilde ele almış. Bu çalkantılı hayatı çok anlaşılır bir dille anlatıyor. Malcolm X şunu neden yaptı, onu buna yapmaya iten neydi? O sırada ailesi ve çevresi buna ne dedi? Amerika'nın o dönem içinde bulunduğu koyu ırkçılığı çok güzel anlatıyor. Bu ırkçılık nasıl başladı, nasıl alevlendi, günümüze kadar nasıl geldi? Hepsini anlatıyor size. Şaka gibi ama şu an hala Amerika'da ırkçılık karşıtı olaylar yaşanıyor, değişen bir şey yok. Bunu değiştirmek için adım atan etkili liderleri de öldürmekten geri kalmamışlar: Malcolm X gibi. Malcolm X, küçük yaşından ititbaren siyahi bir insan olarak bu duruma karşıydı. Daha sonra siyahilerin hakkını savunmaya çalıştı ama ırkçılığa başka bir ırkçılığı savunarak. Ne zaman ki müslüman oldu, işte o zaman olayın aslında siyah beyaz demeden tüm insanların hakkını savunmak olduğunu anladı. Tabi büyük kitleleri etkileyince bir suikaste kurban giderek şehit edildi. Çok önemli bir hayat hikayesi. Hayatını öğrenerek aynı zamanda bir dönemin siyasi ve tarihi olaylarına da vakıf oluyorsunuz. Dünü anlayarak bugünü ve geleceği anlamdırmaya başlıyorsunuz. Çağa iz bırakan bu adamın bir şekilde biyografisinin okunması gerektiğini düşünüyorum.

6 Kasım 2019 Çarşamba

İvan İlyiç'in Ölümü - Tolstoy | Kitap Yorumu


  İvan İlyiç'in Ölümü, gerçekten çok beğendiğim bir klasik oldu. Tolstoy'un ölmekte olan bir hastanın düşüncelerini anlatışı mükemmeldi. 
  İvan İlyiç, hastalığı ortaya çıkana dek kendine mutlu, huzurlu, zengince yaşayabileceği bir hayat kurmuştu. Yüksek statülü iyi maaşı olan bir yargıçtı, bir ailesi ve para sıkıntısı çekmeden daima refah içinde yaşayabileceği bir hayatı vardı. Ve sonra bir anda hastalığıyla yüzleşiyor, en iyi doktorlar bile buna bir çare bulamıyor. O zamana kadar sadece başkalarının kapısını çalabileceğini düşündüğü ölümle yüzleşiyor. Bunca yıldır uğruna didinip durduğu suni hayatı tokat gibi çarpmaya başlıyor. Çevresindeki insanlar, eşi,çocukları, herkes onu sinirlendiriyor.

16 Ağustos 2019 Cuma

Bir Ömür Nasıl Yaşanır? - İlber Ortaylı | Kitap Yorumu

  Bir Ömür Nasıl Yaşanır, İlber Hoca'nın hayat tecrübelerinden ve tavsiyelerinden oluşuyor. Söyleşi şeklinde ilerleyen kılavuz niteliğinde bir kitap. İçinde çok değerli tavsiyeler bulunuyor. Şüphesiz ki yetmiş yaşında görmüş geçirmiş bir çınardan pek çok şey öğrendim. Notlar aldım. Gerçekten okudukça kendinizi kitapta geçen kişilerle de kıyaslamadan hissedemiyorsunuz. Sanki sürekli bir geç kalınmışlık hissiyle boğuştum. Bazı noktalarda İlber Hoca'yla farklı düşündüğüm yerler de olmadı değil. Mesela bir insanın on beşinden sonra bir şeyi kesinlikle çok iyi bir şekilde öğrenemeyeceği görüşüne ben katılmıyorum. Bir de her insanın içinde bulunduğu şartlar malesef ki aynı değil. Bence bir şeyleri istemek de evet önemli ama kişinin çok küçük yaştan itibaren ailesi ve çevresi tarafından çok iyi yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden bazı kısımların içinde bulunduğum şartlar dahilinde bana çok ütopik geldiğini hissettim. Ama tabi asla umutsuzluğa kapılmamak ve kitaptan alabildiğini almak lazım. Öyle de yaptım zaten. Size de tavsiye ederim. 

Suç ve Ceza - Dostoyevski | Kitap Yorumu

  Sonunda artık kültün de kültü olmuş Suç ve Ceza'yı okuyabildim. Hatırlıyorum lisedeyken hocamız sınavda soracaktı yarım yamalak hatırlıyorum bir şeyler ama kitabı bitirdiğimi bile hatırlamıyordum. Kafamda hep bir ara okurum düşüncesi vardı. O zamanlar iyiki okumamışım diyorum. Çünkü kitabı anlamayabilirdim. Tabi burada tam olarak bir kitap yorumu yapamam. Çünkü kitap denilince akla ilk gelen kitaplardan biri olan Suç ve Ceza'yı yorumlamak bana kalmamış. Suç ve Ceza, Dostoyevski'den okuduğum 2. kitaptı. Daha önce Yeraltından Notlar'ı okumuş ve gerçekten beğenmiştim usta yazarı. Yine bir insanın psikolojisini işleyişi muazzam. Tabi kitabı daha iyi anlayabilmek adına yazarın hayatını da araştırmanızı tavsiye ederim. Bir katilin psikolojisini ele alırken nasıl böyle ustalıkla yazdığını, kitaptaki karakterlerin nasıl bir yaşanmışlıktan çıktığını daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır. 

28 Eylül 2018 Cuma

Semerkant - Amin Maalouf | Kitap Yorumu


  En son ne zaman tarihi öğeleri içinde barındıran bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum ama Semerkant'ı gerçekten beğendim. Bu sene  KPSS'ye çalıştığım için Selçuklu döneminde yaşanan gelişmeleri biliyordum. Hasan Sabbah konusunu dinleyince adamı aşırı merak etmiştim. Sonra bir de ne göreyim çoğu kez adına rastladığım Semerkant kitabı da Selçukludaki bu olayları anlatmıyor mu? Kitabı hemen edinip okumaya başladım. Özellikle kitabın Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah'ı anlattığı kısımları okumaktan çok zevk aldım. Tarihin ne kadar çok arka yüzü var, okudukça şok oldum. Mesela derste bize anlatılan şudur: Hasan Sabbah, Nizamülmülk'ü öldürmüştür. Melikşah, en büyük destekçisi vezirinin ölümü için uzun süre yas tutmuştur. Semerkant ise tam tersini ortaya koyuyor mesela. Melikşah'la Vezir Nizamülmülk'ün arasının aslında arasının çok da iyi olmadığını anlatıyor. Sonra durdum düşündüm. Acaba tarihte bize öğretilenler ne kadar doğru? Gerçi kitabın içindekilerden de şüphe duyuyorum biraz.Çünkü her ne kadar tarihi olsa da kurgusal da bir kitap. Bu yüzden bu konu hakkında biraz araştırma yapmayı düşünüyorum. Ancak her ne olursa olsun gerçekten kitabın bu kısımları insanda merak duygusu oluşturuyor ve çok akıcı bir şekilde okunuyor.Bence tarihi anlatmak bir sanattır. Birisi anlatır uykun gelir; birisi de çıkar anlatır, gözünü kırpmadan dinlersin. Tıpkı bu kitapta olduğu gibi. Nedense ben hep Osmanlı tarihini ilgi çekici bulurdum ama fark ettim ki Selçuklu tarihi de çok ilgi çekiciymiş.

26 Ağustos 2018 Pazar

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı - Mark Manson | Kitap Yorumu


  Şu sıralar çok satanlarda olan bir kişisel gelişim kitabı olan Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı'nı mutlaka görmüşsünüzdür. Beni kitabı okumaya cezbeden ise gerekli gereksiz çoğu şeyi kafama takmamdı. Ki ben bir şeyi takmasam bile çevremde kafasına bir şeyi takan insanlar yüzünden darlandığım çok oluyor.  "Takma kafaya ya boşver" gibi klişelemiş tavsiyelerin de bir şeye yaramadığı malum. Belki kitabın bir faydası dokunur diyerek okumaya başladım. Ancak içten içe kitaba bir önyargıyla başladığım ve küçümsediğim doğrudur. Çünkü bu kitap bana ne diyecek, hangi sihirli cümleyi fısıldayacak da mucizevi bir şekilde kafaya takmayacağım ki şeklinde düşünüyordum.

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigory Petrov | Kitap Yorumu



  Şu sıralar eskiden yarıda kesip okumayı bıraktığım kitaplara yöneliyorum. Bunlardan biri de Beyaz Zambaklar Ülkesinde'ydi. Zamanında ablama  okuma ödevi olarak aldırılmıştı. Başlarını biraz okuyup sıkılıp bırakmıştım. Büyüdükçe kitaplardan beklentilerimde biraz değişti ve özellikle Atatürk tarafından okunması teşvik edilen bu kitabın ne anlattığını merak edip tekrardan okumaya başlayıp bitirdim. 

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Şekersiz 21 Gün – Özge Bezirci Dikici



 Herkese Merhaba! 
 Bugün sizlere her zamankinden çok daha farklı bir kitap hakkında konuşacağım. Eh biraz da sağlık öyle değil mi? Bundan 3 ay önce beslenme düzenimi tamamen değiştirme kararı almıştım. Keşke böyle bir kararı daha önceden alsaymışım. Gerçekten kendimi eskisinden çok daha iyi hissediyorum. 

12 Nisan 2018 Perşembe

Tan Yeri Zifir - Merve Özcan | Kitap Yorumu




  Biliyorsunuz ki uzun zamandır kitap okumaya vakit bulamıyordum ve sonunda bunu Tan Yeri ile aştım. Merve Özcan'ı Haramdan Sakın serisiyle tanıdıktan sonra bundan sonra kaleme alacağı kurguları çok merak ediyordum. Ancak Tan Yeri gibi bir kurguyla karşımıza çıkacağını hiç beklemiyordum ve bu benim için bir sürpriz oldu diyebilirim. Kitabı ilk okumaya başladığımda hiçbir şey anlamadım. Kafamda sadece kitabın nerede ve ne zaman geçtiği ile ilgili soru işaretleri vardı. Bir süre sonra kafamda taşlar yerine oturdu ki eminim kitabı okuyan çoğu kişi bunu yaşamıştır. Karşınızda daha önce hiç okumadığınız bir tarzın olduğunu anlayacaksınız. Yabancı yazarlardan distopya tarzı kitap okumaya ya da film izlemeye çok alışkınım. Ancak bunu İslami bir çerçevede, Kaplan Türkleri adı altında bize uyarlamak gerçekten kolay bir iş olmasa gerek. Hatta yazınca bile alışık olmadığımızdan olsa gerek bir tuhaf geliyor. Kitabı okuyunca ise diyorsunuz ki : “ Vay be! Demek ki böylesi de olabilirmiş.” 

15 Şubat 2018 Perşembe

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig | Kitap Yorumu


  Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Stefan Zweig’dan okuduğum ikinci kitap. Tek kelimeyle kitaba bayıldım. Özellikle iki yönden çok beğendim. Birincisi Stefan Zweig’ın bir kadının ağzından muazzam derecede güzel yazmasıydı. İkincisi ise kitabın bir oturuşta bitecek kadar kısa olmasına rağmen beni çok fazla etkilemesiydi.  Öyle güzel yazılmış, cümleler o kadar naif ki çok beğendim.

23 Ocak 2018 Salı

Yüreğini Haramdan Sakın – Merve Özcan | Kitap Yorumu


  Yüreğini Haramdan Sakın, ilk kitaba göre daha fazla sevdiğim bir kitap oldu. Bu arada belirtmekte fayda var. İlk kitabı okumayanlar için yorumum spoiler içerebilir. 

  Öncelikle yazı dili zaten güzeldi ama bu kitapta çok daha güzeldi. Mesela Betül'ün iç dünyası çok daha güzel ifade edilmişti. Özellikle bazı cümleler çok güzeldi ve kitabın içine konulmuş resimler de çok hoşuma gitti. Aslında ilk başta kitaba adapte olamadım. Çünkü Ömer'in kendi deyimiyle içinde başlayan yıkımı açıkça göstermesine alışamamıştım ve yadırgıyordum. Betül'ün de dediği gibi " Sen çok bozuldun" diye düşünüyordum. Ancak bir süre sonra o kadar hoşuma gitmeye başladı ki bu durum yüzümde gülümsemeler eşliğinde okudum kitabı. Ömer’le Betül çok güzel bir çift olmuşlardı. Aralarındaki diyaloglar, tatlı atışmalar çok güzeldi. Durum böyle olunca ilk kitaptaki 500 sayfa fragmanmış meğerse diye düşünmeden edemedim. Araya katılan polisiye olaylar da ayrı bir heyecan katıyordu.

9 Ocak 2018 Salı

Gözlerini Haramdan Sakın | Merve Özcan | Kitap Yorumu



  Gözlerini Haramdan Sakın'ı ilk olarak kuzenimden duymuştum. Kitaplara olan ilgimi bildiğimden bana böyle böyle bir kitap var diyerek seriden bahsetmişti. Benim de farklı konusuyla dikkatimi çekmişti ve daha sonra aklımın bir köşesine okumak için not etmiştim. Sonunda serinin ilk kitabı Gözlerini Haramdan Sakın'ı okudum ve aklımda uçuşan düşünceleri düzene koymakta çok zorlanıyorum şu an.

  Öncelikle Merve Özcan'ı pek çok yönden takdir ettim. - haddim olmayarak- Bir kere Wattpad'den çıkan hikayelerle kıyasladığımda kolaylıkla diğerlerinden sıyrılan bir hikaye yazmış. Dini değerlerin olduğu bir kitabı böyle çekinmeden yazmak kolay bir iş değil. Üstüne üstlük okuduğumda dini değerlere ters düşen bir bir duruma da rastlamadım. Bu bence kitabın en hassas noktasıydı. Belki başka birisi yazsa romantizm kılıfına uydurmak için dini yanlış yansıtabilirdi ama dediğim gibi böyle bir duruma rastlamadım.

  Ömer ve Betül... Hikayemizin iki ana karakteri. Betül bir gün barda bir kavgaya karışır ve tutuklanır. Bu esnada komiser Ömer'i görüp ondan bayağı etkilenir. Ancak iki farklı hayata sahip olduklarını anlaması geç olmaz. Kendi ne kadar rahat ve geniş bir yaşam tarzına sahipse Ömer de bir o kadar dini değerlerine bağlı genç bir adamdır. Tüm hikaye birbirine taban tabana zıt yaşamlara sahip bu ikilinin etrafında şekilleniyor.

31 Aralık 2017 Pazar

Adulthood is a Myth - Sarah Andersen | Kitap Yorumu

  


  Sarah Andersen’in çizimlerine sosyal medyada sürekli rastlıyordum. Sarah Andersen’in çizimleri Adulthood is a Myth kitabının içinde toplanmış. Yakın zamanda Pegasus Yayınları’ndan Büyümek Diye Bir Şey Yok adı altında da çıktı. Baktım herkes okuyor, parasızlıktan kitabın İngilizcesini indirdim. Karikatür kitabı olduğu için sayılır mı sayılmaz mı bilmem ama okumayı bitirdiğim ilk İngilizce kitap oldu. Zaten çok basit bir İngilizcesi var. Bu yöntemi herkese tavsiye ederim. Karikatürlere gelecek olursak resmen bayıldım. “ Bu ben.”, “ Ay aynı ben.”, “ Bunu yapan bir tek kendim sanırdım.” diye diye gülerek okudum. Kadın tabiri caizse ibretlik tespitler yapmış. Ekran görüntüsü alırken bir fark ettim ki neredeyse tüm kitabı çekmişim. Anladım ki bazı davranışlar, düşünceler ve hatta saçmalıklar evrenselmiş. Demek ki herkes de yapıyormuş, yalnız değilmişim. Bir de mesela çok basit bir çizim ama çok şey anlatıyor. Çok ama çok eğlenceli olan Sarah Andersen'in karikatürlerini sosyal medya hesaplarından takip etmenizi öneririm. Çok eğleneceğinize ve kendinizi bulacağınıza eminim.
Beni İnstagram'da da takip etmek isterseniz şuraya tıklayın.

10 Eylül 2017 Pazar

Güneşi Uyandıralım – Jose Mauro de Vasconcelos | Kitap Yorumu




“-Unutmaya çalışacağım. Çünkü bağışlamaya inanmıyorum.
+Unutmakla bağışlamak arasında ne fark var?
-Bağışlarken kişi her şeyi unutuyor. Ama yalnızca unutmakla, pek çok kez insan yeniden anımsamaya başlıyor.”


  Şu anda sahip olduğumuz karakterlerimiz  çocukluğumuzda oluşuyor. Bu dönemde yaşanan olaylar insanın hayatı boyunca kalıcı izler bırakabiliyor. Şeker Portakalı ve devam kitabı Güneşi Uyandıralım bunun çok güzel bir örneği.

  Zeze biraz daha büyük artık ama yine aynı sevgiye aç bir çocuk. Daha zengin bir aileye yetiştirilmesi için verilmiştir. Artık fakir değil ama kusursuz yetiştirmeye çalışan, kısıtlayan, kurallar koyan bir ailesi var. Oysa o hala bir çocuk. Mükemmel olmaya zorlanırken keşfetmeye, eğlenmeye ihtiyaç duyan yanı engelleniyor. Bir kalıba sokmaya çalışılan Zeze, bu durumdan hiç de memnun değil.

18 Ağustos 2017 Cuma

Şeker Portakalı - José Mauro de Vasconcelos | Kitap Yorumu




Bazı kitaplar vardır tekrar tekrar okunması gereken. Yıllar geçse de değerini yitirmez, hiç eskimez. Tıpkı Şeker Portakalı gibi. Kitapta 5 yaşındaki küçük Zeze'nin çocukluğundan bir kesiti okuyoruz. Anlatım dili bir çocuğun ağzından olduğundan çok masum ve naif. Şeker Portakalı sizi alıp götüren, bazı cümlelerle kalbinizi on ikiden vuran bir kitap.

Öldürmek, Buck Jones'um tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.

21 Temmuz 2017 Cuma

Belki Bir Başka Hayatta – Taylor Jenkins Reid | Kitap Yorumu

 

  Kurgusu orjinal olan kitapları çok seviyorum. Tıpkı bu kitapta olduğu gibi. Hannah’ın bir karar vermesi gerekiyor. Ya eski sevgilisi Ethan'la kalacak ya da arkadaşı Gabby ile eve dönecektir. Kitapta bu iki olasılığı seçerse neler olacağını bölüm bölüm okuyoruz. Anlayacağınız paralel evren gibi ve bu konuya bayıldım. Hatta ben de yazara imrendim ve neredeyse orjinal bir konu bulup yazmak istedim.

Her Şey İçin Teşekkürler – Tommy Wallach | Kitap Yorumu




Saudade. Henüz olmamış ama olacak bir şey için hissedilen üzüntüyü ifade ediyordu bu kelime. Umutsuz vakalar için hissedilen üzüntü. Hayatta olmanın üzüntüsü.

  Her Şey İçin Teşekkürler’i Haydarpaşa Kitap Günleri'nde merağıma yenik düşerek almıştım. Hakkında çok şey duymuştum ki bunların çoğu olumlu yöndeydi. Bir süre rafta durdu. Çünkü o zamanlar içimden kitap okumak gelmiyordu. Tekrar yorumları okuyarak kendimi gaza getirdim ve okumaya başladım. Peki beğendim mi? İsterseniz adım adım vereyim bunun cevabını.

  Öncelikle baskı özenle hazırlanmış. Özellikle elimi kitabın cildinde gezdirmek çok iyi hissettiriyor. Kitapların dışından çok içine önem veririm ama bunu belirtmeden geçemedim. İçeriğine gelecek olursak... Kitabın daha ilk sayfasından özgün bir anlatım diline sahip olduğunu anladım. Ve bu çok hoşuma gitti. Çünkü  güzel olduğu kadar farklı olan her şeyi severim.

22 Haziran 2017 Perşembe

Yeraltından Notlar - Dostoyevski | Kitap Yorumu



  Bundan yıllar önce Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sını ödev psikolojisiyle okumaya başlamıştım. Ancak o zamanlar hem yaşımın küçük oluşu hem de zorunluluk psikolojisiyle yarım bırakmıştım. Bu yüzden Yeraltından Notlar’ı Dostoyevski'den okuduğum ilk kitap olarak sayıyorum. Ayrıca  eğer hiç Dostoyevski okumadıysanız da bu kitabın iyi bir başlangıç olacağını düşünüyorum.

  Kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk kısım olan Yeraltı'nı okumakta biraz zorlandım. Çünkü bazı cümleler virgüllerle uzadıkça uzadığı için cümlenin başını hatırlamakta zorlanıp başa dönüyordum. Dolayısıyla bu durum okuma hızımı düşürdü. Bu kısımda herhangi bir olay örgüsü yoktu, sadece isimsiz kahramanımız insana dair düşüncelerini belirtiyordu. Kendini hasta olarak tanıtan kahramanımız, hiç şüphe götürmez ki sıradan düşünen birisi değildi. Özellikle istekler, çıkarlar, özgür irade, akıl, bilinç gibi olguları farklı bir bakış açısıyla ele alsa da benim en çok hoşuma gideni insanın bile bile acı çekmeyi tercih ettiğini anlattığı satırlardı. Hepimizin bildiği ama yüzleşemediği bazı şeyler vardır ya bazen kendimize bile itiraf edemeyiz. Yeraltından Notlar bunlara ayna tutan bir yapıttı.